Suriye'deki savaş propagandaya batmış durumda, OPCW kendini buna kaptırmamalı

Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü'nün insanların gerçeği bilmesi için oynayacağı önemli bir rol var. Hiçbir şey bunun önünü tıkamamalı

Duma'da 7 Nisan 2018'de yapıldığı öne sürülen klor gazı saldırısının ardından 14 Nisan'da ABD, Fransa ve Birleşik Krallık, Suriye'de rejime ait hedeflere bir dizi saldırı düzenlemişti (AP)

Bu yıl ilkbahar başlarında Ortadoğu'yla ilgilenen Avrupalı askeri personele konferans verdim. Beşar Esad'ın 7 Nisan 2018'de Şam'ın banliyösü Duma'daki sivil sakinlere karşı klor gazı kullandığı iddiasının üzerinden neredeyse bir yıl geçmişti. Bu olayda 43 kişinin öldüğü söyleniyordu.

Dünya çapında 193 üye ülkeyi temsil eden Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü'nün (KSYÖ), Esad'ın Donald Trump, Emmanuel Macron ve Theresa May tarafından kınanan savaş suçunu yakında yayımlayacağı nihai raporla doğrulayacağından sadece birkaç kişi şüphe duyuyordu.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Ama konuşmamın sonunda kimyasal silahlar konusunda uzmanlaşmış (Britanyalı olmayan) genç bir NATO subayı özel konuşmak için beni buldu. Subay "KSYÖ bildiği her şeyi kabul etmeyecek. Kendi belgelerini çoktan sansürlediler bile" dedi.

Ona daha fazlasını söyletemedim. Gülümsedi ve beni neden bahsettiğini tahmin etmeye bırakarak yanımdan uzaklaştı. Eğer NATO'nun KSYÖ hakkında şüpheleri varsa, bu çok ciddi bir konuydu.

KSYÖ nihai raporunu bu yıl mart ayında yayımladığında tanıkların, çevresel ve biyomedikal örneklerin, toksikolojik ve balistik analizlerin Duma'da içinde "aktif klor" bulunan "zehirli bir kimyasal kullanıldığına" dair "haklı gerekçeler" sağladığını açıklamıştı.

Duma'ya misilleme amacıyla Suriye'nin askeri bölgelerine (herhangi bir soruşturma gerçekleşmeden önce) füze saldırıları başlatan ABD, Britanya ve Fransa kendini haklı görmüştü. Bu belgenin geçerliliğini reddeden, Esad'ın ana askeri müttefiki Rusya'nın öfkesine karşın, KSYÖ'nün raporu dünyanın dört bir yanında manşetleri kaplamıştı.

Daha sonra Mayıs 2019 ortalarında, KSYÖ'nün Güney Afrikalı balistik müfettişi Ian Henderson'ın örgütün sonuçlarına itiraz eden gizli raporunun, örgütün nihai raporuna dahil etmediği bir belgenin haberleri geldi. Belge, klor gazı içerdiği iddia edilen kapsüllerin Suriye helikopterleri tarafından atılmamış, saldırı bölgesine bilinmeyen ellerce yerleştirilmiş olabileceğini öne sürüyordu.

Daily Mail'den Peter Hitchens, Henderson belgesi hakkında detaylı bir haber yaptı. Başka hiçbir ana akım medya bu haberi takip etmedi. Örneğin BBC, KSYÖ'nün klor gazı kullanımı hakkındaki nihai raporunun tamamını bildirmişti, ancak ardından gelen Henderson haberinden hiç bahsetmedi.

Henderson belgesinden kısa bir süre sonra, KSYÖ'nün kendi belgelerini açıkça sansürlemesi hakkında beni bilgilendiren NATO subayı, Beyrut hattıma telefon etmemiş olsa burada ben de izi bırakmış olabilirdim. Subay birdenbire "Henderson raporundan bahsetmiyordum" dedi. Ve konuşmayı derhal sonlandırdı. Ama şimdi neden bahsettiğini anlıyorum.

Çünkü son birkaç haftadır KSYÖ'nün 2018'deki Duma saldırısına dair vardığı sonuçlarda, sadece tek bir muhalif sesi dışlamaktan çok daha ileri gittiğine yönelik son derece rahatsız edici bir yeni kanıt ortaya çıktı.

Hitchens'ın ve The Guardian'ın eski üst düzey dış haberler muhabiri Jonathan Steele'in WikiLeaks'te yayımlanan haberindeki son bilgiler, KSYÖ'nün 20 kadar personelinin vardığı sonuçları sakladığı ya da yayımlayamadığını veya basitçe görmezden gelmeyi tercih ettiğini ileri sürüyor. Bu kişiler nihai raporun yanıltıcı olarak değerlendirdikleri sonuçlarına o kadar sinirlendi ki gerçeği temsil edecek şekilde değiştirilmesi için resmi çaba harcadılar. (KSYÖ bir dizi açıklamasında nihai raporunun arkasında durduğunu ifade etti.)

Başlangıçta üst düzey KSYÖ yetkilileri, ortaya çıktıktan birkaç gün sonra raporun içeriğine dair hiçbir yorum yapmadan sadece Henderson raporunun varlığını kabul etmekle yetinmişti. Kasım ayı başında daha sakıncalı raporlar ortaya çıktığında KSYÖ Genel Direktörü Fernando Arias, "ekipteki kişilerin öznel görüşlerini ifade etmesinin kapsamlı her soruşturmanın doğasında olduğunu" söyledi. Kimi görüşler bazı kamusal tartışma ortamlarında dolaşmaya devam etse de ben (soruşturmanın) bağımsız, profesyonel sonucunun yanında olduğumu tekrarlamak isterim" demişti. KSYÖ, Hitchens ya da Steele'den gelen sorulara cevap vermeyi reddetmişti.

Ancak yeni detaylar, KSYÖ'nün başka kanıtları da yayımlamamış olabileceğini izlenimi uyandırıyor. Bu detaylar sadece sızdırılmış elektronik postalardan gelmiyor; detayları Duma'yı ziyaret eden 8 kişilik ekipte bulunan ve asıl bulgularını silahsızlandırma, hukuk, sağlık ve istihbarat personeline anlatmak için geçen ay Brüksel'de bir toplantıya katılan Henderson'ın bir meslektaşı, bir KSYÖ müfettişi sağladı.
 


Daha sonra 2019'un kasım ayı ortasında Counterpunch'ta yayımladığı haberinde Steele, müfettişin (ismini dinleyicilerine söyledi ama kendisine Alex denmesini istedi) KSYÖ'ye zarar vermek istemediğini söylediğini ama olay hakkındaki iki raporun da (KSYÖ 2018'de bir de ara rapor yayımlamıştı) "Duma ekibinin çoğuna, bilimsel olarak zayıf, usule aykırı ve muhtemelen düzmece" hissettirdiğini ifade etmişti. Alex bu endişeleri irdelemek ve "şeffaflığı, tarafsızlığı ve bağımsızlığı göstermek" için müteakip bir KSYÖ konferansının peşinde beyhude koştuğunu söylemişti.

Örneğin Alex, KSYÖ'nün Duma'da "çeşitli klorlu organik kimyasalların (KOK) bulunduğu" iddiasını alıntılamış ancak 2018 ara raporu yayımlanmadan önce bile KSYÖ'de "büyük iç tartışmalar" olduğunu belirtmişti. Alex'e göre, atmosferde normalde bulunan klor gazını Duma'daki alandan gelen kanıtlarla karşılaştıran bulguları, Duma görevinin başındaki kişi saklıyordu ve bulgular ara raporun taslağını hazırlayan müfettişe verilmemişti. Alex daha sonra Duma'daki KOK'ların "herhangi bir mesken çevresinde bekleneceğinden daha yüksek olmadığını" keşfettiğini, bu noktanın her iki KSYÖ raporundan da çıkarıldığını eklemişti. Alex, Brüksel'deki dinleyicilerine bu eksikliklerin "kasıtlı ve düzensiz" olduğunu açıklamıştı.

Alex ayrıca KSYÖ'nün özel kalem müdürü olan Britanyalı bir diplomatın taslağı hazırlayan ekibin birkaç üyesini ofisine davet ettiğini, orada Suriye rejiminin gaz saldırısı düzenlediğini ve bir binada bulunan iki varilde 170 kilogram klor bulunduğunu söyleyen üç ABD'li yetkiliyle karşılaştıklarını belirtmişti. Alex, müfettişlerin bunu kabul edilemez bir baskı ve KSYÖ'nün "bağımsızlık ve tarafsızlık" prensiplerinin ihlali olarak değerlendirdiğine dikkat çekmişti.

Alex'in yorumlarıyla ilgili olarak KSYÖ, Arias'ın örgütün nihai raporun yanında olduğu açıklamasına işaret etti.

Bu tartışmalardan başka elektronik postalar ortaya çıkmaya devam ediyor. Örneğin bu hafta sonu WikiLeaks, belgeye göre tümü "kimyasal savaş konusunda uzman" toksikolog ve eczacılarla KSYÖ arasında yapılan toplantının açık bir beyanını The Independent'a gönderdi. Toplantı 6 Haziran 2018 tarihli ve "uzmanların (kurbanlardaki) belirtilerle klora maruz kalma arasında herhangi bir bağlantı olmadığına karar verdiğini" belirtiyor.

Uzmanlar özellikle "fotoğraflarda görülen ve tanıkların ifade ettiği pulmoner ödemin sonucu olan köpürmenin, iddia edilen olayın bildirilen saatinden videoların kaydedildiği ana geçen kısa sürede başlamayacağını" ifade etti. Bu belgeye yanıt istediğimde Hollanda'daki KSYÖ merkezinden bir sözcü talebimin "dikkate alınacağını" söyledi. Bu, 23 Aralık Pazartesi günüydü.

Elbette her uluslararası organizasyonun herhangi bir soruşturmada belgelerin en alıntılanabilir bölümlerini seçme veya olağan yasal soruşturmalarda muhalif sesler genelde kabul edilse de birilerinin muhalif raporunu kenara ayırma hakkı var. Kimyasal savaş pozitif bir bilim değil; klor gazı, tank topları veya bombalar gibi bir üretici ismi ya da seri numarası taşımıyor.

Bununla birlikte, KSYÖ personelinin duyduğu rahatsızlık kesinlikle daha fazla gizlenemez. Rusların keyfine ve destekçilerinin umutsuzluğuna karşın, sadece saygınlığı olası savaş suçlularını korkutması gereken bir örgüt, onu küçük düşürenlerle yüzleşmeye neredeyse hiç zahmet etmiyor. Ordu komutanları savaş zamanı taktiklerini düşmandan gizleyebilir ama bu, kimyasal silahların yasaklanmasına adanmış uluslararası bir örgütün, siyasi baskının gerçeklerin önüne geçmesine müsaade ederek örgütün "rakamlarla oynadığının" karşıtlarınca öne sürülmesine izin vermesine hiçbir mazeret sağlamaz. Bugün olan şey de bu.

Bazı KSYÖ çalışanlarının derin endişesi ve kanıtların yok edilmesi, Suriye'de gazın hükümet tarafından, hatta Ruslar ya da IŞİD ve benzeri İslamcılar tarafından kullanılmadığı anlamına gelmez. Hepsi Suriye’deki çatışmalardaki savaş suçlarında sanık durumunda. KSYÖ'nün kanıtlara verdiği yanıt, savaş suçlularının paçayı kurtarmasına izin vermemeli. Ancak kesinlikle onlara yardımcı oluyor.

Ve uluslararası bilim insanlarının oluşturduğu yetkili kurumun aldatma çabaları olarak görülebilecek olay bazılarını sadece bir sonuca götürebilir: Resmi raporların ardındaki hikayeyi öğrenmek istiyorlarsa, Batı'nın güvenliğe karşı "hain" ilan ettiği kişilere (WikiLeaks ve diğerleri) başvurmaları gerektiği. Şimdiye kadar Ruslar ve Suriye rejimi, propaganda savaşının kazananları oldu. KSYÖ gibi örgütlerin gerçeğin herkese açıklanabilmesi için çaba harcaması gerekir.

 

 

Robert Fisk'in editöryal nedenlerle kısalttığımız başlığının tam hali şu şekilde: Suriye'deki savaş tepeden tırnağa propagandaya batmış durumda, kimyasal silahlarla ilgili örgütler kendini buna kaptırmamalı

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

https://www.independent.co.uk/voices/

Independent Türkçe için çeviren: Ata Türkoğlu

© The Independent

DAHA FAZLA HABER OKU