Boris Johnson, Yahudileri gerçekten önemseseydi...

Partisinin antisemitizm konusundaki sicilini, The Spectator'ın editörlüğünü yaptığı dönemde Yahudi karşıtı ırkçılığa gösterdiği toleransı ve epey bilinen kendi ırkçı söylemlerini unutmak Başbakan'ın işine geliyor

Birleşik Krallık, 12 Aralık'ta genel seçime gidiyor (AP)

Y-Kuşağı yaşamının nadir tartışılan güçlüklerinden biri de, haberleri izlerken gelen dizüstü bilgisayarı duvara fırlatma dürtüsüne karşı koymak. Bu hafta Jeremy Corbyn'in Andrew Neil'e verdiği mülakatı izlerken diğer Britanyalı birçok Yahudi gibi ben de işte tam bu durumdaydım.

İşçi Partisi lideri, partisinin son üç yılda bulaştığı antisemitizm skandalının yanlış yönetilmesinin verdiği hasar sebebiyle kendisine defalarca sunulan Yahudi toplumundan özür dileme şansını defalarca reddetti. Corbyn'in özür dilemedeki başarısızlığı çıldırtıcı, çünkü öncelikle bu aşamada siyasi bir beklentiydi, ve birçokları için artık teyidi gerekmeyen bir şeyi yine doğruluyor: Antisemitizm ve antisemitizmle mücadele söz konusu olduğunda solda görülen kökleşmiş kültürel sorun.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Bu tartışma, birkaç ay önce Başbakan'a Sorular'daki tartışmayı yankiladigindan iki kat daha sinir bozucuydu. Daha önce Afrikalılar için "karpuz gülüşlü piccanniny'ler" (ÇN: Afrikalılar için kullanılan ırkçı bir hakaret) diyen ve Britanya'nın özgürlükçü değerlerini sözde savunurken Müslüman kadınları "posta kutusuna" benzeten Boris Johnson'a da, bunlar dahil ırkçı birçok meşhur söylemi için Muhafazakar azınlık hükümetinin lideri olarak gerçekleştirdiği ilk Başbakan'a Sorular oturumunda azınlık seçmenlerden özür dileme şansı sunulmuştu.

Bu sözler Müslüman kadınlara karşı işlenen nefret suçlarındaki artışin nedenleri olarak gösterilirken, ırkçı söylemlerin gerçek dünyada sonuçlar doğurduğu ve ırkçılığın niyetle değil etkiyle ölçüldüğünü hatırlamak önem taşıyor. Corbyn gibi, Johnson da özür dilemeyi reddetmişti. Bunun yerine, odağı kaydırarak İşçi Partisi'nin antisemitist siciline saldırmayı tercih etmiş ve sorumluluk almaktan kaçınmıştı.

Muhafazakarlar'ın- Windrush'ın, Enoch Powell ve onun Kan Nehirleri'nin partisi veya Theresa May ve onun Düşman Ortamı'nın partisi- kendilerini ırkçılık karşıtı kampanya yürüten kimseler olarak tanıtması, mevcut siyasi dilimizin mide bulandırıcı garipliklerinden biridir. Ancak bu seçici öfkenin, özellikle korumayı amaçladığı insanlar bakımından ne manaya geldiğini anlamak önemli.
 


Bu uydurma kaygı, iki yüzlü olmasının yanı sıra aynı zamanda aktif bir tehlike barındırıyor. Üstelik, Yahudi halkını destekleme veya sesimizi duyurma yönünde de hiçbir şey yapmıyor. Tek yaptığı bizi daha da ötekileştirmek, birçok ortak yönümüz bulunan ve aksi takdirde doğal müttefiğimiz olarak görebileceğimiz diğer azınlıklarla Yahudiler'in arasını açmak. Atlantik'in öte yanındaysa Donald Trump kendi azgın ırkçılığına yöneltilen suçlamaları, İsrail'e olan desteği ve damadı Jared Kushner'in Yahudiliği üzerinden aklamak için benzer bir taktik izliyor.

Belki de Johnson kendi partisinin antisemitizm sicilini unutmuştur. Bu ayın başlarında, Muhafazakar aday Ryan Houghton'un parti üyeliği "(Holokost'a dair) bazı olayların uydurma" olduğunu iddia ettiği paylaşımları sebebiyle askıya alınırken, bir diğer aday Amced Beşir, İsrail'de zaman geçiren Britanyalı Yahudileri "beyni yıkanmış aşırılıkçılar" diye nitelediği için partiden uzaklaştırıldı.

 

Aynı zamanda ve daha da kayda değeri, bu seçim kampanyası sürecinde şu ana kadar ortalarda görünmemesiyle dikkat geçen Meclis Başkanı Jacob Rees-Mogg, Nisan ayinda, kurucuları arasında Nazizmi ve Yahudi Soykırımı'nı ulusun tarihindeki "kuş kakası lekesi" olarak tanımlayarak ciddiyetsizleştiren ve soylemlerinin, Yahudi takviminin en kutsal günü Yom Kippur’a denk gelen Ekim 2019 tarihinde, silahlı bir Neo Nazi’nin Halle’deki bir sinagogu hedef alan terör eylemi girisimine ilham verdiğine inanılan Alexander Gauland’in da bulunduğu Almanya'nın aşırı sağcı Almanya için Alternatif ("Alternative fur Deutschland") partisine ait video paylaşımını savundu.

Belki de Johnson, antisemitizmle kendi cilveleşmelerini de unutmuştur. Johnson, The Spectator'un editörlüğünü yaparken, o dönem 64 yaşında olan Britanya gazeteciliğinin kötü çocuğu Taki Theodoracopulos'un çalışmalarını yayımlamaktan hoşnuttu. Theodoracopulos'un bu dergi için 2001'de kaleme aldığı yazısı Yahudi karşıtı ırkçılıkta o kadar aşırıydı ki, The Spectator'un sahibi Conrad Black'i bile onu Goebbels ile kıyaslamaya itmişti. Johnson'un zayıf hafızasını ve aldatıcı iki yüzlülüğünü bir kenara bıraksak dahi, antisemitizmi İşçi Partisi'ne ve buna bağlı olarak Yahudi toplumunu kendi günahlarına karşı canlı kalkan olarak kullanma niyeti bile gerçek kaygılarının aslında nerede yattığına dair bize bilmemiz gereken her şeyi sunuyor.

Irkçılık karşıtlığı, siyasi söylemimizin mevcut durumunun sizi bu yönde karar vermeye ayartması olasılığına rağmen, sıfır toplamlı bir oyun değil. Mağduriyetine karşı savunacağınız bir azınlık seçmeniz gerekmiyor: Tam tersine, hepsini savunmanız gerekiyor. Yahudi halkı, bir azınlığa yönelik saldırının hepimize yapılmış olduğunu herkesten daha iyi kavramıştır. Muhafazakar Parti'nin ırk ilişkilerindeki kendi sicilinin iyi uygulamalara sahip bir arabulucu olmasını engellediği gibi, Johnson'un kendi dikkatsiz ve hesaplı provokasyon sicili de Yahudi onurunun koruyucusu olmasını engelliyor.

Ama sonra, Johnson ve kendisi de bu hafta AB yanlısı "Goldman Sachs bankerleri" imasında bulunan bir blog yazısı nedeniyle antisemitizm suçlamalarıyla yüzleşen sağ kolu Dominic Cummings'in bunu zaten bildiğinden şüpheleniyorum. Kültürel ve kurumsal ırkçılık suçlamaları, ayrımcılık karşıtlığı ilkesi üzerine kurulu bir partiye, sosyal muhafazakarlık ve göçmenlere karşı güvensizlik temelli bir partiye nazaran çok daha fazla zarar verir.

Bu seçim etrafında kullanılan dil suçlama ve karşı suçlamalara indirgenirse, bu Muhafazakarların işine gelecek. Tabii ki bu İşçi Partisi'nin cevap vermesi gereken, tekrar tekrar yanıtlamaktan kaçındığı suçlamalar olmadığı anlamına gelmiyor. Fakat, hakkındaki diğer her şey gibi, Johnson'un iki yüzlülüğü ve azınlıkların savunulmasındaki seçici ilgisi hesaplı bir hareket. Kimseyi, özellikle de Yahudileri, umursamıyor.

 

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

https://www.independent.co.uk/voices/

Independent Türkçe için çeviren: Kerim Çelik

© The Independent

DAHA FAZLA HABER OKU